İNSAN VE ÇEKİCİLİK- İTİCİLİK

Kainatta yaratılmış olan bütün her şey zıddı ile kaimdir. Her ne yaratılmış ise muhakkak ki zıddı da yaratılmıştır. Gece-Gündüz, İyi-Kötü, Güzel-Çirkin, Temiz-Kirli ve benzerleri bu zıt yaratılanlara birer örnektir.

Diğer yandan, çekim ve itim kanunu bütün varlık dünyasına hakim olan genel bir kural ve aynı zıt yaratılmışlara bir başka örnektir. Bugünün biliminin de üzerinde yapmış olduğu çalışmalar ile kanıtlamış olduğu bu kuralın dışında kalabilen tek bir zerre dahi kainatta mevcut değildir. En küçük atom parçacıklarından, en hacimli cisimlere kadar bütün varlıklar kainatta birbirlerini çekmekte, çekime uğramakta veyahut itmektedirler.

Kainatın bir intizam içerisinde bütün unsurlarına sirayet eden çekim ve itim kanununun insanoğlunda ki yansıması da hiç şüphesiz aynıdır. Arkadaşlık, dostluk ve düşmanlık gibi hususların önemli bir kısmı, insanoğlundaki çekme ve itme gücünün birer tezahürüdür aslında. Ve insanların birbirleri üzerine farkında olarak veyahut olmayarak uyguladıkları çekim ve itimler de benzerlik, aynılık veya farklılık ve zıtlık gibi temeller üzerine kuruludur. Bu nedenledir ki çekicilik ve iticiliğin ana nedenini benzerlik veya zıtlıkta aramak gerekir. Bugün felsefenin pek meşhur kanunlarından biri olarak bilinir bu: “Benzerlik, birlikteliğin nedenidir, benzer şeyler yekdiğerini çekerler.”

Birbirlerini hayatının hiçbir anında görmemiş iki yabancı insanın karşılaştıklarında bir diğerine karşı oluşan sevgisine neden olan aslında aralarında ki benzerliktir. Kısacası birbirine yabancı iki insan arasında oluşan sıcak duygu, sevgi ve dostluk hissi, aralarındaki benzerliklerin sonucudur. Yahut tam tersi iki yabancı insanın karşılaştıklarında birbirlerine karşı itici gelmelerinin nedeni birbirlerine olan benzerliklerinin bulunmamasıdır.

Bir hakikat gereğin olarak insanoğlu çekicilik ve iticilik hassasına sahip olarak yaratılmıştır. Böylece kendisine faydalı olabilecek şeylere ilgi duyup, zararlı olabilecek şeylerden de sakınabilmektedir. Ne fayda, ne zarar veren, yani nötr olan şeylere karşıysa o da nötr ve ilgisizdir.

İnsanlar çekicilik ve iticilik konusunda birbirlerinden farklıdırlar, bu konuda insanları çeşitli sınıflara ayırmak mümkündür.

1- NÖTR İNSANLAR

Bazı insanlar nötrdürler; ne sevenleri vardır, ne de düşmanları, ne sevgi ve ilgi uyandırırlar, ne de düşmanlık ve nefret. Hayatın içinde hiçbir unsura dokunmadan geçip giderler.

Bu tür insanlar, etkilemedikleri gibi etkilenmezler de ve belli bir tepkileri -olumlu veya olumsuz anlamda yoktur. Ne iyilik edebilir, ne de kötülükte bulunabilirler. Hayatlarını sadece doğal ihtiyaçları gidermek suretiyle yaşar ve öyle bitirirler. Ne dostları vardır, ne düşmanları. Ne muhalefet eder, ne de taraf tutar. Genelde içi boş bir ağaç gibidirler. Bu tür insanlardan hayatın içinde bir fayda beklemek sadece hayalcilikten ötesidir.

 

2- ÇEKİCİ İNSANLAR

Kimileri de çekiciliğe sahip, ama iticilikten yoksun insanlardır. Herkesle samimi, herkesle dosttur. Her sınıftan insanla, her düşünceden insanla çabuk kaynaşır. Herkese kendisini sevdirir, herkes onu dost görür ve kimse reddetmez. Öldüğü zaman da ardından gözyaşı döktürür ve mesela müslümansa cenazesine epey katılanı olur; budist ise pek sevilip sayıldığından cesedi saygıyla yakılır.

Ancak bu tür insanlar iyi ahlaklılık ve günümüzün deyimiyle sosyalliğin gereğinin herkesçe sevilmek olduğunu düşünürler.

Ancak her insana kendini sevdirme çabası, bu tür insanlarda, iyi-kötü, doğru-yanlış her insan türünün sevgisini kazanabilmek her biriyle aynı yapıda olma, aynı yolda olma gereği doğurur. Oysa bu ilkeleri, doğruları, gayeleri olan ve sadece kendi menfaatini düşünmeyen bir insan için mümkün değildir.

Bu tür insanlar da her kesime iyi görünmek ve çekicilik, bir kaç şeyden kaynaklanabilir. Ya bu tür insanlar riyakardırlar, yahut ilkesizdirler silik bir karaktere sahiptirler veyahut menfaatperesttirler.

Zira belirli inanç, ilke ve hedefleri olan insanlar, bu unsurlarda dürüsttürler. Açık sözlü ve nettirler. Bütün insanlar aynı inanç, ilke ve fikirlere sahip olmadıkları için de her bir insanın inancı, fikri ve ilkelerine uyum göstermezler. Zira insanlar arasında iyi insan, kötü insan, dürüst insan, fitne insan, adil insan, zalim insanlar bulunmaktadır ve her dönem de bulunacaklardır. Bu nedenle her insanla aynı doğrultuda olmak ve her insanın çekimine maruz kalır vaziyette yaşamak mümkün değildir. Belli amaç ve prensipleri olan birinin bütün bu tiplerin beğenisini kazanabilmesi elbette ki mümkün değildir, nihayet onun prensip ve gayelerinin bir yerde birilerinin çıkarlarına ters düşmesi muhakkaktır. Bu durumda onun herkesçe sevilmesini imkansız kılacaktır.

Salt sevgi ve çekicilik hiçbir zaman yeterli değildir. İnsanın inanç ve prensipleri de olmalıdır. Mahatma Gandhi’nin de “Budur Benim Dinim” adlı kitabında belirttiği gibi, sevgi hakikatle birlikte olmalıdır, hakikatle birlikte olmak demekse prensipli olmak demektir ki, ister istemez düşman kazandırır insana. Çünkü bir nevi iticiliktir prensipli olmak; kimilerini uzaklaştırır, kimilerinin de mücadele etmesine neden olur.

Kaldı ki sevginin de daha makul ve mantıklı olanı, belli bir kişi veya bireyin değil, bütün insanlık aleminin hayrına olan şeyi yapmaktır. Bu açıdan bakıldığında ise bir grup veya bireye yapılan iyiliğin insanlık camiası için pekala zararlı ve kötü bir sonuç doğurması da mümkündür!

Tarih boyunca bir çok yenilikçi, içinde bulundukları toplumlara yenilikler getirdiklerinde bu yenilikler iyi de olsa, bu yolda bir çok sıkıntı ve dertler ile karşılaşmışlardır. Hatta bu iyiliklerin karşılığında insanların bazen bir bölümü müteşekkir olmak yerine kendilerine karşı düşmanlıkta bulunmuşlardır.

3- İTİCİ İNSANLAR

Bir kısım insanlar da vardır ki hiç bir cazibe ve çekicilikleri yoktur, sadece iticilikleri vardır. Düşman kazanırlar ama dost edinemezler. İnsanları kırmasını bilir, ama kazanmasını beceremezler. Bu insanların, kendilerine bahşedilen insani hassaları noksandır. Zira insani özellikler gereğince, az da olsa bir insanı seven, iyi olarak tanıyan birilerinin olması gerekir. Bir toplumun tamamamı tarafından itici bulunmak kötülüklerin merkezinde olan bir yapının sahibi olmak demektir aslında. Bir toplumda çok az da olsa iyi insanlar veyahut kötü insanlar daima vardır. Ve doğal olarak en azından iyi insanın iyi insanı, kötü insanın da kötü insanı cezbetmesi mümkündür. Bu nedenle herkesi kendisine düşman eden biri, bizzat hatalı veya kötü demektir. Çünkü yapısında az da olsa birtakım iyi yönler bulunan birinin hiç dostu ve seveni olmaması mümkün değildir. Bu tür insanlarda olumlu boyut hiç olmadığındandır ki hiç kimse onları sevmez. Böylelerinin varlığı baştan sona tatsız olduğu için başkalarına da elbette ki tat veremez, herkese tatsız gelirler. Birine veya birilerine hoş ve tatlı gelebilecek hiçbir olumlu boyut yoktur böylelerinin yapısında.

Hz. Ali (R.A.) şöyle der:

“İnsanların en güçsüzü dost bulmada güçlük çekendir, ondan daha güçsüzü ise, dostlarını yitirip yapayalnız kalandır.”

4- ÇEKİCİ VE İTİCİ İNSANLAR

Bazı insanlarsa hem çekicidirler, hem iticidirler. Bu tür insanlar belli bir fikir ve inanca sahiptirler, belli prensipleri vardır, inançları doğrultusunda çalışırlar, kimi insanların ilgisini kazanır, gönüllere taht kurarlar; kimi insanlarınsa tepkisini çeker, onları uzaklaştırırlar kendilerinden. Böyle insanların hem dostları, hem düşmanları vardır. Hem taraftarları, hem muhalifleri vardır.

Ancak, bu tür insanlar da aynı değildirler. Kiminde çekicilik ve iticilik eşit ölçülerde vardır, kiminde zayıftır, kiminde biri diğerinden az veya çoktur. Şahsiyet ve kişiliği güçlü insanlar, hem cazibesi, hem iticiliği güçlü olan insanlardır. Hatta güçlülüğün de ölçüleri vardır; bazen o kadar güçlü bir kişilik vardır ki, sevenleri onun için canlarını feda eder, uğrunda ölmek için can atarlar; düşmanları da aynı ölçüde serttirler, onları ortadan kaldırabilmek için canlarından geçmeyi kolaylıkla göze alırlar. Bu, bazen öylesine güçlüdür ki öldükten sonra bile cazibe ve iticilikleri insanları etkilemeye devam eder, asırlar boyu geniş bir yelpazede süregiden bir etkinlik sergiler.

Aynı zamanda bu tür insanların hangi tür insanların ilgisini çektiğini, hangi tür insanların tepkisini çektiğini de incelemek gerekir. Örneğin bir insan bilgili insanları cezbediyor ve lakin cahil insanları kendisinden uzaklaştırıyor iken, bir başka insan zalimleri cezbeder fakat mazlumları kendisinden uzaklaştırır halde olabilmektedir. Bu insanların kimlerin sevgisini ve cezbesini kazandığı ve kimlerin tepkipisi kazandığı noktası onun olumlu veyahut olumsuz bir yapıda olduğunu işaret etmektedir.

Sadece çekicilik ve iticilik konusunda güçlü bir kişiliğe ve yapıya sahip olmak, o kişinin idelallerinin olmasını, bir inancının olmasını ve methedilebilir bir yapıda olmasını göstermez. Zira dünya tarihi boyunca yüzbinlerce masum insanı katleden ve bir bölüm insanların cezbesini kazanırken, bir bölümün tepkisini çeken insanlar olmuştur.

Her kişilik, kendine benzer olanları çeker; benzemeyenleri de iter. Doğru olan insan türü, Yüce Allah’ın yaratılışta kendisine bağışladığı insani özellikleri ve hassaları ömür boyu taşımasını bilen insan türüdür. Yüce Allah’ın kendisine emrettiği; adalet, merhamet, paylaşım, yardım, iyilik ve bunun gibi emirlerini yerine getiren, yalan, iftira, ahlaksızlık, riyakarlık ve bunun gibi yasaklarından kaçınan insan türüdür. Bu insan türü muhakkak ki çevresine kendisi ile bu özellikleri taşıyan insanları çekecek ve cezbedecek, bu özellikleri barındırmayan insanların ise tepkisini çekecektir.

Bu tür insanlar ile birlikte bir topluluk içinde yaşamaktayız. Hangi tür olduğumuzu biraz düşünüp tefekkür etmek gereklidir. Zira düşünmek ve düşündükleri ile doğruyu aramak İnsanı İnsan yapan en önemli özellik değil midir?

917 cevaplar
  1. Serşan Arslan
    Serşan Arslan says:

    Çok farklı ve dolu dolu bir yazı olmuş. Elinize emeğinize sağlık okumaktan keyif aldım paylaşım içinde ayrıca teşekkür ederim.

    Cevapla